dostluk
yalnız kalamamaya alışmaktır. başka bir şehirde, ortam da olsa, gezilecek yerler de olsa eller cepte yolda boş boş yürürken onları düşünmektir. kulakta walkman, eski anılara doğru soyutlanmaktır. yıllık izini tatil yerlerinde geçirmek yerine türkiye’nin diğer bir ucu olsa da gözü karartıp, yol almaktır dost’a doğru. kavga ettiği sevgilisiyle arasını yapmaktan sıkılmaktır ara sıra da. sevdiğin kızı ekip, yalanlar söyleyip, dostlarınla güzel bir gece geçirme isteğidir. bazen zar-zor alınan içkiyi paylaşmak yerine “bari 1 kişi içsin de kafa olsun” diyebilmektir. kendi kendine bakıp “ulan nedir bu hemcinslerimle takıldığım, homo mu oluyorum” demektir. ikilemlere düşmektir, “acaba annemi mi daha çok seviyorum dostumu mu?” diye. ağızdan kelime çıkmasa da bakışlarla anlaşabilmektir. bir hareketinden sonra hangi hareketi yapacağını, hangi duruma karşılık hangi tepkiyi vereceğini bilmekten sıkılmaktır. ondan farklılık beklemektir. hiç küçük sürtüşmeler olmadan geçinmenin imkansız olduğunu bilmenin erdemine sahip olmaktır. çok sevdiği, fakat gidemediği grubun konserine gitmişseniz üzülmesin diye anlatmamaktır yaşananları. gözlerine bakınca artık için-için çocukça gülümseyememesine üzülmektir. “benden önce ölenin kafasını kırarım” diyebilmektir bazen de.
ölürken, “cehennemin şurasında, şu saatte görüşürüz” diyerek çekip gitmektir.